Kendi kendini bile bana anlatmıyorsun.
Sevmediğine ateş, sevdiğine barutsun;
Ateş olsan da yaktığını ağlatmıyorsun.
Dünyaya neden geldiğini hiç düşündün mü ?
Düşünürken sıkıldın da yoksa üşendin mi ?
Birkaç sene yaşar sonra ölürüm diyordun,
Daha sen bu yaşta ölümü kabullendin mi?
Doğduğunda bile beşikten atlıyormuşsun,
Emziğini yatak altında saklıyormuşsun,
Hatta ayak baş parmağını yalıyormuşsun,
Bu kadar pisken temiz olmayı hak ettin mi?
Ne olacak senin bu halin inan bilmiyorum,
Sana sürekli bitmeyen huzur diliyorum,
Çünkü sen sağlık para pul falan istemezsin,
Ekmeğine şükreder, kabına pislemezsin.
Sürekli bir kalbin kırık, sen ergen misin be ?
Delikanlı gibi karşıma çık, değilim de !
Diyemezsen de kırık göçük kalbin sağ olsun,
Ve kalbini kıran o sevdiklerin var olsun.
Tutsan bir ipin ucunu çekebilirsin sen,
Ya da vazgeçtim ya, çekersen koparırsın sen,
Sana doğduğundan beri sakarsın dediler,
Kopar korkusuyla onu hiç tutmadın sen.
Düşünmekten saçların dökülüyor, durmuyor,
Her gelen bir yerini cimciriyor, vurmuyor,
Bu devirde herkes sinsi ve uyanık olmuş,
Ondan sen hayatının aşkını bulamıyor :)
Aslında bulmuştun, cahil gibi ittin onu,
Sen itince haliyle orada bitti konu,
Her koyun kendi bacağından asılıyor Efe,
Kibirlenip sakın ha, benim suçum yok deme.
Çünkü genelde kafanı az kullanıyorsun,
Akbabalar gibi her leşe çullanıyorsun,
Yok yere bir araba insanı helak ettin,
Sinirin geçince kendinden utanıyorsun.
Bu gidişle askerde çok dayak yersin,
Senin dayakla akıllanacağını sanmam.
Dayak yer gıdıklanır, canım acıdı dersin,
Ama ona ancak komutan kanar, ben kanmam.
Senin içini biliyor mu vicdansız evren ?
Bilmese de insan ol, evrene iyi davran.
O vicdansız bunu gülerek okuyacaksa,
Hiç sinirlenme, sen de ona gülerek davran.
Gülmekten korkma, bence sana çok yakışıyor,
Diyenlerin yalan söylediğini öğrendin.
Bak, onlar şuan anıranlarla takışıyor,
Anıranlara yıllarca boşuna söylendin.
Küfrettiğin herkes yapamadığını yaptı,
Onların gemisi sallandı, seninki battı,
Her gelen yüzüne bakmadan gülerek gitti,
Sanırım bunca yaşadıkların sana yetti.
Yuva kursan, kim olacak yuvanın dişisi ?
Dişiler yeni çağın daim bilir kişisi...
Bu devirde seni sevecek biri yok bence,
Daha düşünürken yıkıldı yuvanın yarısı.
Canım benim; yaşın daha genç, düşünme bunu,
Sen evvela kendini değil, dünyayı tanı.
Senin kim olduğun kimsenin umrunda değil,
Senin de umrunda değil işin komik yanı.
İnkar edersen, afaroz eder papazlar,
Beyaz atın yoksa öpmez seni prensesler,
Herkes dışlamak için bir nedenini bulur,
Gururunu ayak altına alır 'bu kez' ler.
Herkes senin güçlü olduğunu düşünüyor,
Bir söze üzülünce gizli gizli ağlarsın.
Senin duyguların bakışından süzülüyor,
Kendine bir de buradan bakarsan anlarsın.
Her şiirin on dörtlü hece ölçüsü ile,
Her şiirinde dizeler yaşanmışlık ile,
Bence artık on dörtlüden kurtulma zamanı,
Çokça zamanını çalıyor sağlığın ile.
Sürekli yazıyorsun, yazacağın bitmiyor,
Ve sana on birli hece ölçüsü yetmiyor,
İçindekileri uzun uzadıya döksen,
Bir bakmışsın bazen on dörtlü bile yetmiyor.
Sabahları yazdığın şiirler çok sıkıcı,
Geceleri yazdıkların ise çok itici,
İnan başkaları gözüyle okuyamıyor,
Vıcık vıcık aşk sevgi kokuyor içerisi.
Karlı dağın ardını aşanlar biliyormuş,
Ayrılığın derdini çekenler biliyormuş,
Bak hele, balık artık ekmeğe gelmiyormuş,
Balık bile öğrendi, sen öğrenmedin Efe.
Dediğin her şey olacak sanıyordun, değil,
Dünyanın iki kapısı varsa da han değil,
Seni bu handa ağırlayan biri olmadı,
Çıkarken gururla çık, ama girerken eğil.
Sanır mısın ki, ölüler hergün diriliyor,
Onlar ölmemiş, onlara biz ölü diyoruz.
Hepsini unutup, aklımızdan siliniyor,
Onlar da sanıyor ki hergün pilav yiyoruz.
İşte senin de sonun budur, bilesin koçum,
Unutma, ben bugün varsam bile yarın yokum,
Aklına sürekli girip duran iç sesinim,
Başkalarına yanlışım, sana hep kesinim.
Yere sağlam bas ki, kıramasınlar dizini,
Karlı yolda uç ki, bulamasınlar izini,
Yeri gelince bağır, kesmesinler sözünü,
Açma içini ki, bozamasınlar özünü.
Kimler gelecek, kimler geçecek hayatından,
Neler tadacaksın, tazesinden bayatından,
Kendini küçümseme ve en iyisini yap,
Adının yanı ibaret değil soyadından.
Annen baban ve ailen, hepsi birer yalan,
Senin için yıllar önce bitti, sevgi falan,
Onlarsa yürüten değil, geride bırakan,
Bakınca görürsün, sensin hep arkada kalan.
Bak, uçtuğun görülünce yuvadan atıldın,
Ve uçarken havada kanadından vuruldun,
Uçmayı bile uçarak beceremedin sen,
Açınca kanadını kıracaklar bu yüzden.
Hikayeni kendin yaz, senin kalemin güçlü,
Padişah seni değil, dalkavukları seçti,
Veziri öldürerek vezir olmak suçtu da,
Hikayede atı alan üsküdarı geçti.
Seninki hikaye değil, olsa olsa masal,
Hangi vezir kendi kuyusunu kendi kazar ?
Bence bunları yaşamaktansa bir yere yaz,
Elif Şafak kitabından daha fazla satar.
Gözünü seveyim, n'olur git artık ders çalış,
Müzik yeter, biraz da matematikte geliş,
Sazın ileride karnını doyurmayacak,
Çünkü türkü dinleyen bir nesil olmayacak.
Git gitar falan öğren, akdeniz akşamları,
Çal sahilde topla başına tüm güzelleri,
Bu işler sana ters, belki zamanla anlarsın,
Biraz da sen üz, başkalarını üzenleri.
Keşke beni bir kere kulak verip dinlesen,
Keşke dinlesen iş işten geçince yanmasan,
Senden istediklerim inan kötülük değil,
Tek istediğim kendini boş yere üzmesen.
Beni dinlemektense hep onu dinliyorsun,
Şu göğsünün içindekinden bahsediyorum,
Onu dinleyip kuyruk kısınca inliyorsun,
Sırf senin rızanın hatrına hazmediyorum.
Aslında gitsen kurtulacaksın diyardan,
Git, kurtulacaksın öfke kibir ve riyadan,
Sana riyakâr dediğim için çok üzgünüm,
Ama artık gerçeği gör, uyan bu rüyadan.
Zorda kalınca kimine yalan söylüyorsun,
Bir tek ben bilirim; sen çocukken de böyleydin,
Hiç utanıp vicdan azabı çekmiyor musun ?
Doğruyu söylersen dayak yiyecek haldeydin.
En zorundan başlayıp, önce kendini affet,
Affetmek erdemse, erdemli olmaya çalış,
Şayet başarırsan, kendine kendinden bahset,
Ve bukalemun değil, kendin olmaya alış.
Az bir zamanın kaldı, biliyorsun sonunu,
Tabelaya bakmadan buluyorsun yolunu,
Tanrı seni bayağı seviyor anlaşılan,
Her defa bir şekilde kaldırıyor kolunu.
Beş yaşındayken ağladın, dizin kanayınca,
Büyüdükçe sustun, yaranı yamayınca,
Yara bandını kaldırınca görüyorsun ki,
Yara kabuk bağlamıyor hava almayınca.
Yaralarını saklama, yüzleş onlar ile,
İyileşti sanmayasın görünmüyor diye,
Bir kişi gelip dudaklarıyla emer onu,
Aksın, aksın da; bari boşa akmasın diye.
Sabah akşam sana öğüt vermekten sıkıldım,
Çenem yoruldu, susarım artık birkaç sene,
Seni toplamaya çalışıp kendim yıkıldım,
Bu verdiğim akılla gidersin birkaç sene.
Sana emek verdim, adam etmeye çalıştım,
Benim sayemde gülerek kendinle barıştın,
En başında seni zeki bir şey sanıyordum,
Uçtukça pembe pembe dünyalara karıştın.
Ben ne zaman uçman gerektiğini öğrettim,
Ne sevip ne sevmeyeceğini öğrettim,
Yeri geldi benim öğretmem yetmedi sana,
Bir de senden duyayım diye sana söylettim.
Git artık, şu küçük dünyada mutlu biri ol,
Sev artık, yüreğinde koca bir sevgiyle kal,
Bil artık, burada senden başkaları da var,
Bu dünya hep kötülere geniş, sanaysa dar.
Efe, o koca kafan bir şey alsın içine,
Bunca boşa konuşmuş olmak istemiyorum,
Ona buna üzüleceğine bak işine,
Tanrı yardımcın olsun, ben artık gidiyorum...